Hepimizin hikâyesi*

 

MayisGiremez_KKK

Modern edebiyatımızın özellikle son çeyrek yüzyılına göz attığımızda en büyük dönüşümü şiirin, dolayısıyla şairlerin yaşadığını rahatlıkla fark ederiz. Edebiyatın şiir dışındaki öteki yazınsal verimleri her zaman güncelin ve popülaritenin odağında oldu. Roman ve öykü türleri başından beri aynı haklı ilgiyi görmesine rağmen şiir bu odağın dışında kaldı. Elbette bilinçli bir tercihin veya oluşumun etkisiyle değil. Şiirin yapısı, duruşu, kimyası zaten böyle bir merkeze dahil olmamasıyla açıklanabilir. Çünkü şiir ile şair arasındaki bu benzerlik, başka hiçbir türde karşılamadığımız bir gizemi saklar içinde. Dolayısıyla şair ve şiiri arasındaki organik bağ, her zaman yenilenen, çoğalan, bazen körelen, ama hiçbir zaman tükenmeyen bir gizil güçle açıklanabilir.

1980 dönemi sonrasından ya da son çeyrek yüzyılın şairlerinden günümüze kaç isim ulaştı peki? Bu soruyu yanıtlamak görece basit. Elbette sinenleri, unutulanları, çekilenleri veya tercihen kaybolanları da hatırlamak gerek. Şiir serüveninin bu çetrefilli yolunda tüm başlangıçlar ve vazgeçişler bir tercihtir aslında. Şiir mi günümüze kalmalı şair mi sorusu işte bu yüzden biraz hatalı ve eksik. Eser her zaman yazarının önüne geçse de şiiri şairinden ayrı düşünmek zor.

Bu çetin ve kayıplarla dolu şiir serüveninin belki de en azimli şairlerinden biri şüphesiz ki küçük İskender. Otuz yılı aşkın süredir hiç yorulmadan üreten, şiirine ivme katan, onu yücelten bir isim oldu küçük İskender. Üretilen eserlerin sayısal çokluğuyla bir değerlendirmede bulunmak yanıltıcı olabilir ama, bütün dikkatini şiirine veren, onu tıpkı bir duvar ustasının çalışkanlığı ve becerisiyle adım adım yücelten, var eden bir şiir işçisi o.

Geçtiğimiz Nisan ayı içerisinde çıkardığı yeni şiir kitabı Mayıs Giremez’le yeniden bizimle buluştu küçük İskender. Sel Yayıncılık etiketiyle çıkan Mayıs Giremez’de tam yetmiş dokuz yeni şiir yer alıyor. Bir şiir kitabı için hayli hacimli bir kitap elbette. Fakat şiirlerin hiçbiri çalakalem geçiştirilmemiş. Her biri incelikler ve kırılganlıklarla örülü. küçük İskender şiirini belli bir türe hapsetmek, herhangi bir akımın temsilcisi veya öncüsü saymak hatalı olur. Beslendiği her damardan kurtulmayı bilmiş, kendine yeni yollar, kanallar bulmuş bir nehir gibi akar onun şiiri. küçük İskender siyasetten felsefeye, cebirden biyolojiye, sokaktan mezara, travmadan anarşiye dek uzanan çok başlı bir yapı kurmuştur şiirinde. Aslında şiiri, şairlerin mutfağı gibi de düşünebiliriz. Çünkü onlar hazırlayacağı yemeğe göre seçerler sözcüklerini. Kimi aşkın peşinde koşar, özgürlükten söz eder; kimi de kendini toplumdan soyutlamış, kabuğuna çekilmiştir. Kişisel yalnızlığından başka meselesi yok gibidir. Bu açıdan baktığımızda küçük İskender’in mutfağı hayli zengin. Onun sözcüklerle denemediği hiçbir yemek kalmadı belki de. Bazı şairlerin tezgâhıma almam dediği sözcükler, küçük İskender’in dizelerinde eşsiz lezzetlere dönüştü. Mayıs Giremez, işte bu önermeyi haklı çıkaracak şiirlerle dolu. Kitabın temasını tek bir sözcükle ifade etmek bu bakımdan güç. Yine de Mayıs Giremez’de ölümün ve yalnızlık duygusunun yeri oldukça büyük. Burada sözü edilen ölüm bazen devlet eliyle işlenmiş bir cinayet, bazense bastırılmış bir toplumun kör inançları olarak çıkabiliyor karşımıza.

Yaşadığı coğrafyanın meselelerine hiçbir zaman sırt çevirmeyen şair, yeni şiirlerinde yine bu ortak acının izini sürüyor, kendi yarasını toplumun yarasına katarak hüzünlü ve bir o kadar da gerçekçi bir resim ortaya çıkarıyor. ‘daha önce hiç’ şiirinde “İç çamaşırlarıyla sevişen halkın devrimi de olmaz vicdanı da” derken, yerleşik toplumsal düzenle birlikte gelen ahlaki çöküntüye dikkat çekiyor şair. Bu kurulu sistemin içinde yer almaktan duyduğu kaygıyı da elbet dile getirmeyi ihmal etmiyor. Çoğunluğa karşı savaşmanın belki de gerçek zafer olduğunu ifade ediyor böylelikle. Bu durumu azınlığın sesi olmasından öte, açık bir tehdit, samimi bir itiraf gibi de okumak lazım. Aynı şiirin ilerleyen dizelerinde bunu açıkça belirtiyor zaten küçük İskender: “Dişlerimi de bilmiyorlar, pençelerimi de, intikam arzumu da”

küçük İskender şair ve birey olmanın yükünü şiirinin her dizesinde taşıyor diyebiliriz. Var olan haksızlığa, zorbalığa ve baskılara karşı sözünü sakınmıyor ve bu karamsar atmosfere rağmen içinde hâlâ bir umut taşıyabiliyor. Kitabın aynı zamanda açılış şiiri de olan ‘onların efsanesi’nde, geçmişle kurduğu saf ilişkiyi ifade ederken şimdinin ne kadar da kirlendiğini ve bizden hızla uzaklaştığını işaret ediyor. “Eskiden daha güzeldi hepimizin hikâyesi/ Eskiden caz derlerdi bir kuşun havalanmasına/ Her kanatta saklanmış binlerce yüz, binlerce esin perisi/ Birbirini üzmesin artık suç ve ceza”

Kitapta özelikle kuş ve kanat, uçmak ve yükselmek sözcükleri birincil anlamlarından taşıp başka sözcüklerle birleşiyor ve yeni bir iz, renk halinde şiirin bütününe dağılıyor. Az önceki dizelerde masumiyetin yitişini işaret eden kuş sözcüğü, ‘bir militanın son günü’ adlı şiirde özgürlüğe, cesarete ve de var olma bilincine alan açıyor. “Keza, kaç kuşumuz varsa o kadar özgürüz ya/ Kuş olmak da yetmiyor bazen/ Kanat taşıdığını, uçabileceğini de bilmek gerek/ Ve delip geçmeyi düşlediğin gökyüzünü özlemek”

 

Mayıs Giremez’de acının, yalnızlığın ve unutuluşun toplumsal tarihini gözler önüne seriyor küçük İskender. Üstelik yaşadıklarımızı hiçbir zaman göz ardı etmememiz gerektiğinin de altını çizerek. ‘lalenin gömleği’ adlı şiirinde söylediği gibi “Şimdilik acı kaybımız yok Çünkü acı kaybolmaz”

Gerçekten de yaşadıkça ve gördükçe, yani tüm bu kanlı tarihe tanıklık ettikçe insan belleği daha da güçleniyor ve unutmak elbette mümkün olmuyor. Tüm bu yaşananları kötü bir rüya olarak düşünmek belki de en iyisi. Fakat küçük İskender masal sözcüğünü daha uygun buluyor: “Çocukları korkutan bir masala döndü ömrümüz/ Çocuklar korktu biz korktuk her şey geldiği yere kilitlendi”

 

Mayıs Giremez acıyla çoğalan, hatıralarla yüzleşen şiirlere yer verse de yine de umuda açık bir kapı bırakmayı ihmal etmiyor. Şairin ‘ya da öyle’ şiirindeki şu dizeler, hayattan beklentimizi ve hayat karşısında ne yapmamız gerektiğini özetle ifade ediyor aslında:

“Yanmasın canımız, üzülmesin hayat/ Ölmesin kimse, olma sebep”

 

*Bu yazı, Mühür dergisinin Temmuz-Ağustos 2016 tarihli 65. sayısında yayımlandı.

müh

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s