Cangızbay, çokrenkli bir hayat*

Kadıköy’den Emek-Bahçeli’ye, Aznavour’dan Cemil Meriç’e ile ilgili görsel sonucu

Kadir Cangızbay gerek sosyoloji ve felsefe üzerine yazdığı kitaplarla gerekse toplumcu siyaset hakkındaki düşünceleriyle yakın dönem tarihimizin en önemli isimlerinden. 1947’de İstanbul’da doğan Cangızbay, Saint-Joseph Fransız Lisesi’ni bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi’nde sosyoloji eğitimi alıyor ve daha sonra Gazi Üniversitesi’nde eğitim vermeye başlayıp 1996’da profesör oluyor. 2014’te emekli oluncaya kadar bir yandan sosyoloji, beşerî bilimler felsefesi, siyaset sosyolojisi üzerine dersler veriyor bir yandan da Toplumcu Düşün, Birikim, Cumhuriyet Bilim ve Teknik, Doğu-Batı, BirGün ve Agos gibi çeşitli dergi ve gazetelerde yazılar yayımlıyor.

Yazarın Şubat ayı içerisinde Ütopya Yayınevi’nden ‘Anılar ve Portreler’ altbaşlığıyla yayımlanan Kadıköy’den Emek-Bahçeli’ye, Aznavour’dan Cemil Meriç’e adlı yeni kitabı, önceki düşünce kitaplarından farklı olarak daha kişisel ve dolayısıyla yaşamın içinden bir bakış sunuyor. Kitapta Cangızbay’ın özyaşam öyküsü etrafında şekillenen bir eski zaman Ankarasına ve Türkiyesine tanıklık ediyoruz bu defa. Aile hayatından ve yakın çevresinden yola çıkan yazar yalnızca kendi yaşantısını dillendirmiyor elbette; doğduğu ve büyüdüğü tarihe denk düşen dönemin gündemini de ele alıyor ve böylelikle yakın tarihi gerçek bir ‘tanığın’ gözünden okumamızı sağlıyor. Cangızbay’ın anılarında yer verdiği isimler şüphesiz ki yakından tanıdığımız ve çoğunlukla eserleriyle bildiğimiz yazarlar ve sanatçılar. Ancak sözü edilen isimlerin yazarın bir şekilde arkadaşlık kurduğu ve birebir tanıştığı kişiler olduğunu öğrendiğimizde onlar hakkındaki düşüncelerimiz de yeniden şekillenmeye başlıyor. Anı kitaplarının sağladığı en büyük katkı bu olsa gerek: yazılı kaynakların dışına çıkabildiğimiz ve sanatçıları hem ürettiklerinin dışında hem de gündelik yaşamlarındaki konumlarıyla, bilinmeyenleriyle öğrenebildiğimiz özel bir mecra. Bu kitapta da Nâzım Hikmet’ten Cemil Meriç’e, Hrant Dink’ten Münir Nurettin’e uzanan geniş bir yelpazede Kadir Cangızbay’ın dostluklarını, arkadaşlık ilişkilerini okuyor ve yakından tanıdığımız kişileri bir kez daha tanıma fırsatı yakalıyoruz. Cangızbay’ın kitap için kullandığı şu ifade, aslında bütün bu anıların yazılış amacını da ortaya koyuyor diyebiliriz: “Annemle babamdan komşularıma, bakkal Karabet Amca’dan Münir Nurettin’e, Abdullah Yüce’den Hrant Dink’e bir sürü insan var bu kitapta: Okursanız daha çok insanı/‘İnsan’ı daha çok sevecek, en kötü ihtimalle tanıyıp anlayacaksınız.”

Anılar ve Portreler’de yazarın özyaşam öyküsünün dışında sanata ve düşünce dünyasına ilişkin görüşleri de ele alınıyor. “Müzikle Sıradan İlişkilerim” adlı yazıda Türk musikîsi hakkındaki düşüncelerini paylaşan Cangızbay, dünya müziğinde de beğendiği ve takip ettiği sanatçıları uzun uzun anlatıyor. Özellikle Aznavour, Brel, Ferrat ve Edith Piaf hakkındaki düşünceleri oldukça önemli. Müzikal eleştiri yaparken yalnızca sanatsal beğenilerini değil, sözü edilen müzisyenlerin dünya görüşlerini de dikkate alıyor Cangızbay. Sözgelimi Aznavour ile Leo Ferre arasındaki farklılığı öne çıkarırken tümüyle kavramsal bir eleştiri yöntemi izliyor. Aznavour’un gerçekçilik peşinde koşan bir müzisyen olduğunu belirtirken Ferre’nin sahte bir trajedi içinde olduğunu ifade ediyor. Ferre’yi bir münzevi, dahası zihinsel düzeyde inziva yaşayan biri olarak değerlendiren yazar, trajik sözcüğünün tanımını da yaparak gerçeklik ve yapaylık durumlarının hem sanat alanında hem de kişisel yaşantımızdaki yeri ve önemini vurguluyor. Şöyle diyor Cangızbay: “Başka bir dünyanın arayışı ve onun peşinde alabildiğine koşmak; sonradan da var olan gerçekliği reddedip kendi hakikatini kurma yolunda hayatını bile feda etmek: Trajik olan budur.”

Anılar ve Portreler, sosyolojiden müziğe, felsefeden edebiyata birçok konunun ele alındığı çok yönlü bir kitap. Kadir Cangızbay kendi yaşantısından yola çıkarak kaleme aldığı tüm bu hayatları büyük bir içtenlikle anlatıyor  ancak yine de bilinmeyen, öğrenemediğimiz çok şeyin kaldığını söylemek mümkün. Tıpkı Cangızbay’ın Karl Marx’tan yaptığı alıntıda söz edildiği gibi: “Her şey apaçık ortada; yani bize apaçık göründüğü gibi olsaydı, ne bilim olurdu, ne de sanat.”

Kadir Cangızbay/ Kadıköy’den Emek-Bahçeli’ye, Aznavour’dan Cemil Meriç’e Anılar ve Portreler/ Ütopya Yayınevi/ Şubat 2018/ 192 s.

*Bu yazı, Arka Kapak dergisinin Nisan 2018 tarihli 31. sayısında yayımlandı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s