Yaratıcı yazının belgeleri*

zamb

Umberto Eco, Yorum ve Aşırı Yorum’da (Çev. Kemal Atakay, Can Yayınları, 1996) yazarın niyeti ile okurun niyeti arasındaki belirsizliği netleştirmek için üçüncü bir fikir olarak yapıtın niyetini ele alır. Metnin düğümlerini çözebilmek için sağlam üç ayak üzerine oturtulan bu yöntem, yine de yazının uçsuz dünyasını yorumlamak için yeterli olamıyor. Okurun niyeti çoğu kez yazarın ve yapıtın niyetinden hayli uzaklaşır, aşırı yorumun da ötesine geçer ki, yazar burada okur ve yapıt arasında terazi olmak durumunda kalır. Okurun terazi olduğu bir ölçüde yazar ve yapıt ne yazık ki eşitlenmez. Yapıt terazi olursa da okurun kefesi yazarınki karşısında her zaman üste çıkacaktır.

İşte aşırı yorum.

Kurmaca eserlerdeki sahicilik duygusu bir metnin okurdaki karşılığını bulması ya da okurun o metinden beklentisini ortaya koyması bakımından elbette önemli. Değil mi ki yazarın niyeti çoğu kez okurunu büyülü bir gerçekliğe davet etmek ve birlikte çıktıkları yolculukta onu özel ve şanslı hissettirmektir. O halde bunu okuruna kurduğu tatlı bir tuzak olarak düşünmek de mümkün, yapıtın niyetine göre. Fakat okurun niyeti yazarın etkisi altında kalmadan bu dünyaya dahil olduğunu bilmek ve metnin labirentlerinde özgürce ilerlediğini düşünmektir. İşte adına büyülü gerçeklik dediğimiz yeni dünyanın niyeti belki de tam olarak budur.

BABAM BİR BİLGİSAYARDI, ANNEMSE BİR DAKTİLO”

Bonzai, Eve Dönmenin Yolları ve Ağaçların Özel Hayatı ile tanıdığımız Şilili yazar Alejandro Zambra, Notos Kitap etiketiyle çıkan Belgelerim’de kurmaca ile gerçeklik algısını ustalıkla harmanlayarak otobiyografi ve öykü arasında yeni bir türe alan açıyor. Yazdığı öyküleri Belgelerim adıyla bir araya getirmesi bu anlamda bilinçli bir tercih. Kitapta yer alan on bir öykünün hemen hepsinde anlatıcı-yazar olarak araya giren Zambra, bu yöntemle hayata ve edebiyata olan bakışını da işaret ediyor aslında.

Yazar aynı zamanda kitabın açılış öyküsü olan ‘Belgelerim’de çocukluk günlerini, aile yaşantısını ve yazıyla olan ilişkisini büyük bir içtenlik ve sadelikle dile getiriyor. Birbiriyle taban tabana zıt gibi görünen konuları ve durumları aynı hikâyeye dahil ederek çelişkilerle dolu yaşamına bir ayna tutuyor Zambra. ‘Belgelerim’i bu anlamda bir arayış veya uyanış öyküsü olarak da düşünebiliriz. Bilgisayarla dört ya da beş yaşındayken tanıştığını, bilgisayardan önce evlerindeki ve babasının iş yerindeki daktilolarla mutlu bir hayat sürdüğünü belirten yazar bu tanışma sonrasında yaşamındaki bazı olayları daha net bir biçimde hatırlamaya ve anlatmaya başlıyor. Annesi ile babası arasındaki iletişim sorununu daktilo ve bilgisayar imgesi üzerinden ifade ederek şöyle bir benzetme yapıyor örneğin: “Babam bir bilgisayardı, annemse bir daktilo.” Gerçekten de daktilonun amacını doğrudan belli eden basit düzeneği ile bilgisayarın karmaşık ve çok yönlü işleyişi kıyaslandığında bu benzetme daha anlamlı olur. Bu cümleyi bozulmaya/kırılmaya daha dirençli olan bir baba figürünün üstünlüğü şeklinde yorumlamak da mümkün. Yazıyı hayatının odağına alan Zambra’nın böyle bir benzetme yapmak için yine yazı araçlarını kullanması, onun hayata ve edebiyata bakışını açıkça ortaya koyuyor.

Alejandro Zambra aynı öykünün devamında okul yaşantısına ve kiliseyle kurduğu çetrefilli ilişkiye de değiniyor. Varoluşunu anlamlandırmak ve yaşamında yeni bir pencere açabilmek için okulun bando mızıka takımına girmeyi hedefliyor örneğin. Okuldaki herkes gibi kendisinin de bando şefine karşı duyduğu hayranlığı dile getiriyor burada. Bunu başaramadığındaysa kilisedeki ayinlere ağırlık veriyor ve rahiplerle iletişime geçiyor. Özellikle rahip yardımcısı Mauricio’yla kurduğu ilişki sonrasında yaşama ve gerçekliğe olan bakışı tümüyle değişiyor yazarın. Mauricio ile abisinin yaşadığı eve yaptığı ziyaretler sonrasında büyük bir kırılma yaşıyor ve hayatta dinsel konulardan öte bir gerçeklik olduğunu anlıyor böylelikle. Devrim sözcüğünü ilk kez işitiyor; cinayetlerden, işkencelerden ve gözaltı kayıplarından haberdar oluyor. Yazar tabii burada Pinochet dönemine ve Şili’deki askerî cuntanın korkunç gücüne de bir göndermede bulunuyor. Ailedeki baba figürünü, mızıka takımının bando şefini ve Pinochet’yi bu anlamda iktidarın gerçek karşılığı olarak yorumlamak mümkün. Yazar otoritenin farkına vardıkça içinde bulunduğu çöküntüyü daha net anlıyor ve bu kötü kâbustan uyanmaya başlıyor böylece. Şöyle diyor: “Ait olmak için işe yarayan yöntemlerden birinin sessiz kalmak olduğunu idrak ettim. Haberlerin gerçeğin üstünü örttüğünü, benim konformist ve televizyonla uyuşturulan çoğunluğa mensup olduğumu anladım ya da anlamaya başladım.”

YAZIYLA KURULAN BAĞ

Kurmaca ile gerçek arasındaki belirsizlikte dolaşmayı seven Zambra, özellikle ‘Çok İyi Sigara İçerdim’ adlı öyküsünde yaratıcı yazının sınırlarını epey zorluyor. Sigara konusunda yazılmış eserlerin, çekilmiş filmlerin fazla olduğu açık. Ancak Zambra bu öyküsünde yazı ile düşünce arasında farklı bir kanaldan ilerliyor ve ortaya oldukça sıradışı bir metin çıkarıyor. ‘Çok İyi Sigara İçerdim’de migren hastalığından kurtulmak için son çare olarak sigarayı bırakmayı deneyen birinin tedavi süresince tuttuğu günlüğüne tanıklık ediyoruz. Öykü, doksan günlük tedavi boyunca son bir sigara içme hakkı olan anlatıcının altı dakika yedi saniye süren sigarayı içmesi ve son halkayı tavana doğru göndermesiyle açılıyor. Anlatıcı, sigarayı bırakma kararının hayatında büyük bir dönüşüme yol açabileceği inancını zaman zaman yitirse de tedavinin şartlarına büyük ölçüde bağlılık gösteriyor. Öyküde, hikâye odaklı bir olay yok. Günlüğe not edilen düşünceler ve alıntılar, anlatıcının tedaviye devam edip etmemek noktasında yaşadığı gelgitleri büyük bir ustalıkla resmediyor. Belki de tedaviye katkı sağlaması amacıyla kendini günlüğüne veren anlatıcı, tuttuğu notlarda yine sigaradan ve tiryakiliğinden söz eder. Hatırladığı bir olayı aktarırken bile olayın merkezinde hep sigara var. Kuzeniyle ilgili bir anısını paylaştığında “Kuzenim Rodrigo’nun evi iki buçuk sigara çekiyordu” diyebilecek kadar hem de.

Burada dikkat çeken bir şey var ki o da anlatıcının (belki yazarın) sürekli olarak yazınsal alıntılarda bulunması ve sigara ile yazmak, okumak arasında benzersiz bir ilişki kurması. Örneğin Italo Svevo’nun “Bir romanı sigara içmeden okumak imkânsız” cümlesine yer vererek sigara ile yazı arasındaki bağın kuvvetine dikkat çekiyor. Aynı şekilde Heinrich Böll’ün Palyaço kitabını da günlüğüne not düşerek bu kitabı karakterlerin yarım sayfada bir sürekli sigara içtiği çok güzel ve acı dolu bir roman olarak betimliyor; kitaptaki karakterlerle eşzamanlı olarak sigara içtiğini ve Heinrich Böll sayesinde (yüzünden değil) iyi bir tiryaki olduğunu itiraf ediyor. Yazar bu durumu da etkin okur olmakla ilişkilendiriyor. Tıpkı karakterler acı çektiğinde acı çeken, onların sevinciyle sevinen okurlar olduğunu belirten anlatıcı, karakterler sigara içtiğinde okurun da sigara içmesini etkin okur olmanın gereği olarak görüyor. Ve sonunda tedavi işinin saçma olduğuna razı gelerek çok yanlış bir tatmin duygusu kazandığını da itiraf ederek şöyle toparlıyor: “Bir gün gelip de arkamdan şunun söylenmesini istemem: ‘O bitti. Artık sigara bile içmiyor.’”

Belgelerim, Alejandro Zambra’nın sadelik ve içtenlikle örülü anlatı dünyasını keşfetmek ve yaratıcı yazının sonsuz olanaklarına şahit olmak isteyenler için eşsiz bir kitap. Yazar, yapıt ve okur üçgeninde kaybolmak ve gerçek niyetin iyi bir edebiyat olduğunu bir kez daha düşünmek için.

 belg

Alejandro Zambra/ Belgelerim/ Notos Kitap/ Çev. Çiğdem Öztürk/ 210 s.

*Bu yazı, Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki’nin 22 Eylül 2016 tarihli 1388. sayısında yayımlandı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s