‘Yeni hayat’ mümkün mü?*

triffidlerin_gunu_web_kontur

“Fransızların çok yerinde bir deyişi vardır: “Autres temps, autres moeurs.” Yani bir toplumda erdem sayılan şeyin bir başka toplumda suç sayıldığını hepimiz görebiliriz. Burada kınanan bir davranış başka yerde övülebilir; bir yüzyılda eleştirilen âdetlere başka bir zaman diliminde göz yumulabilir. Her toplumda, her dönemde, insanlar mevcut geleneklerinin ahlaki olarak doğru olduğuna inanır.”

Triffid denen bitki türleri üzerine araştırmalar yapan ve aynı zamanda biyokimyager olan Bill Masen, bir triffidin saldırısına uğrayarak gözlerine darbe alır ve hastaneye yatırılır. Tedavisinin üzerinden belli bir süre geçtikten sonra doktor, kontrollerinin aksadığını, kişisel bakımının ertelendiğini fark eder ve hastanede tuhaf şeylerin döndüğünü anlar. Bir hastabakıcıdan öğrendiğine göre kısa bir süre önce şehirde yeşil meteor yağmuru olmuştur ve bu görsel şöleni çıplak gözle izleyen herkes gözlerini kaybetmiştir. Bill Masen, hastabakıcının da kör olduğunu ve hastanede ona yardım edecek kimse kalmadığını anlayınca sargılarını çıkarır ve bir an önce bu gizemi çözebilmek için kendini körlerle dolu Londra sokaklarına atar. Fakat Bill Masen, insanları kör eden bu felaketin yalnızca meteor yağmurundan kaynaklanmadığını, sebebini bilmediği bir biçimde çoğalan ve her yeri ele geçiren triffidlerin bu saldırıdaki en önemli güç olduğunu anlar.

İNSANLIĞIN BÜYÜK KİBRİ

John Wyndham, 1951’de kaleme aldığı Triffidlerin Günü adlı kitabında, insanların sosyal yaşam içerisindeki zaaflarını, tedirginliklerini ve pamuk ipliğine bağlı küçük dünyalarını kurmaca bir metnin içinde birleştirerek ortaya oldukça sıradışı bir roman çıkarıyor. Kitap her ne kadar bilimkurgu türünde yazılmış gibi görünse de metnin alt yapısında büyük bir gerçeklik ya da yazarın deyişiyle “mantıklı bir fantezi” yer alıyor.

Triffidlerin Günü, gerek karakter odaklı hikâye anlatımı gerekse yaşam fikri üzerine kurduğu yenilikçi bakışı ile oldukça özgün bir eser aynı zamanda. Kitabın belki de gerçek kahramanı olan triffidler, salgıladığı bir sıvı sayesinde değerli bir yağa dönüştürülüyor ve küresel çapta pazarlanması için tacirler tarafından ithal edilmeye çalışılıyor. Triffid tohumlarını tüm dünyaya yaymak isteyen bu güç odakları, gizlice kaçmaya çalıştığı bir sırada, yine başka karanlık güçlerin saldırısına uğruyor ve bindikleri uçak top mermileriyle düşürülüyor. Bir tohum bulutu şeklinde yere süzülen milyonlarca triffid, rüzgârın yardımıyla neredeyse dünyanın her yerine ulaşıyor ve hızla çoğalmaya başlıyor.

Basit ve oldukça çarpıcı bir örnekle kapital sistemin sömürü anlayışını dile getiren John Wyndham, insanların ele geçirmek istediği her şeyin bir biçimde ona zarar vereceğini bir bitki tohumu üzerinden ifade ediyor böylelikle. Kitabın bir bölümünde geçen “Bir canlı türünün sonsuza dek gezegene hâkim olması fikri doğal değil” cümlesi, insanın dünya üzerinde kurmaya çalıştığı baskıcı ve yıkıcı anlayışı da işaret ediyor. Dolayısıyla yazar, küçük ve zararsız gibi görünen bir bitkinin bile bütün ekolojik sistemi ve evrenin mevcut işleyişini bir anda değiştirebileceğini düşünmemizi istiyor burada. Barry Langford, kitap için yazdığı sunuş yazısında Triffidlerin Günü’nün özünde katı bir Darwin meseli olduğunu ifade ediyor. Langford’a göre kitabın gerçek kahramanı olan triffidler, dünyayı ele geçirmek isteyen düşman işgalciler değil, evrimsel oportünistler olarak çıkıyor karşımıza. 1950’lerde yazılan başka bilimkurgu kitapları temelde insan ırkını yok etmek için savaşan canlıları ele alsa da John Wyndham’ın triffidleri, yaratılmasında hiç rol oynamadığı bir felaketin ardından uygun koşullar devreye girene kadar hiçbir tehdit oluşturmadan öylece bekliyor. Dolayısıyla bu bitki türünün gerçek bir istila sonucunda dünyayı tehlikeye sokmadığını, onlara karşı yapılan bir saldırıya aslında içgüdüsel bir tepki verdiğini düşünebiliriz. Şöyle diyor Barry Langford: “Triffidlerin Günü bu anlamda insanlığın kibrinin bir trajedisi: Evrim sürecinin zirvesine ulaştığı ve ‘insanoğlunun yükselişi’ ile tamamlandığını hayal eden insanların büyük kibri.”

YENİ DÜNYANIN PEŞİNDE

Bill Masen, kendini Londra sokaklarına attıktan sonra bir başka manzarayla karşılaşıyor. Körlerin yaşama tutunma mücadelesi ve birbirleriyle yaptığı savaş bu anlamda kitabın temel meselesini oluşturuyor diyebiliriz. Masen dışarı çıktığında kaldırımlarda, sokak aralarında, evlerinde, parklarda ve iş yerlerinde ölen veya ölmek üzere olan körlere rastlıyor. Felaketten sağ kurtulan insan sayısı ise oldukça az. Tabii burada John Wyndham’ın, romanına mekân olarak Londra’yı seçmesi, modern ve uygar bir şehrin bile her an yerle bir olabileceği gerçeğini de açıkça ortaya koyuyor. Kısa bir zaman önce pahalı ve lüks araçlar, saygın restoranlar, gösterişli binalarla dolu olan Londra, şimdi büyük bir yıkımla karşı karşıyadır. “Parklardaki ve meydanlardaki yeşillikler yabani çayırlara dönüşüyor, yanlarındaki sokaklara yayılıyordu. Gerçekten de, bitkiler her yeri ele geçiriyor gibiydi, kaldırım taşlarının arasındaki aralıklara kök salıyor, betondaki çatlaklardan çıkıyor, hatta terk edilmiş arabaların koltuklarına yerleşiyorlardı. İnsanların neden olduğu kıraç alanlarda yeniden hâkimiyet kuruyorlardı.”

Uygarlığın beşiği Londra, yaşam mücadelesi veren ve bir lokma yiyecek bulabilmek için birbirine saldıran insanlarla doludur artık. Kısa bir zaman diliminde gerçekleşen ve var olan yaşam modelini bir anda ters yüz eden bu felaket, beraberinde başka bir sorunu daha getiriyor. Hayatta kalan insanların birbirleriyle olan amansız mücadelesi ve hiyerarşik düzeni yeniden inşa edebilmek için sarf ettikleri çaba, gerçekten de insanın kibrini ve doyumsuzluğunu acı bir biçimde ortaya koyuyor. Yardıma muhtaç olan insanları tedavi etmenin bir yolunu düşünmektense sağ kurtulanları bir araya toplayarak yeni bir düzen ve eskisinden daha güçlü bir insan ordusu yaratmanın hayalini kuruyorlar. Burada yazarın autres moeurscümlesiyle özetlediği, yani “Her toplumda, her dönemde, insanlar mevcut geleneklerinin ahlaki olarak doğru olduğuna inanır” düşüncesi de ne yazık ki gerçek karşılığını buluyor. Yeni bir dünya yaratmak için bile olsa insan ırkı hiçbir şekilde zaaflarından, merhametsizliğinden ve mükemmeliyetçilik fikrinden bir türlü vazgeçemiyor.

John Wyndham, Triffidlerin Günü’nde, insanların güçlü kalabilmek ve her koşulda dünyaya hükmetmek için ne kadar acımasız olabileceğini bütün çıplaklığıyla ortaya seriyor. Böylesi bir savaş ortamında barışın mümkün olup olmadığını ise şu cümlelerde dile getiriyor yazar: “İnsan ruhu öncekinden farksızdı. İnsanların yüzde doksan beşi barış içinde yaşamak istiyordu; kalan yüzde beşi ise herhangi bir savaşa girse şansının ne olacağını hesaplıyordu. Kimsenin şansı fazla yüksek görünmediğinden tesis edilen barış sürmekteydi.”

Triffidlerin Günü/ John Wyndham/ Çeviren: Niran Elçi/ DeliDolu Yayıncılık/ 344 s.

*Bu yazı, Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki’nin 14 Temmuz 2016 tarihli 1378. sayısında yayımlandı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s