Öykünün içindeki şiir*

k.ü

“Roman dilinde sözcüklerin gerçekliği taşıma gücüne verilen önem, öykü dilinde de geçerlidir, daha da çoğuyla: Sözcükler, nesneleri taşıdıkları anlamın ötesini de dışavurma gizilgücünü sürekli canlı tutarlar. Verilmiş anlamın ötesini düşündüren sözcüklerle örülmeye başlanmışsa öykü, şiirle iç içe geçen bir dokudan söz edilebilir demek ki.”

Semih Gümüş “Öykü Dili” adlı yazısında ifade ettiği bu görüşüyle sözcüklerin birincil anlamlarının ötesine taşarak başka bir gerçekliğe ulaşmasının ne kadar zor ve önemli olduğuna dikkat çekiyor. Sözcükleri etkili bir yazı dili kurabilmenin ön koşulu olarak düşünürsek dille kurulan ve çoğunlukla dile yaslanan öykü türünün sözcüklerle olan bağını da büyük ölçüde anlamış oluruz. Öykünün genel hatlarıyla sınırlı bir zaman dâhilinde ve anlık durumlardan hareketle kurulduğunu göz önüne aldığımızda “verilmiş anlamın ötesini düşündürme” vurgusu daha bir netlik kazanır. Dolayısıyla öykünün şiirle iç içe geçen bir doku oluşturabilmesindeki temel izlek, her iki türün sözcükleri ele alma ve yorumlama biçimleriyle ortaya çıkar diyebiliriz.

Berna Durmaz; Tepedeki Kadın (2011), Bir Hal Var Sende (2012) ve Bir Fasit Daire (2013) kitaplarının ardından şimdi de Karayel Üşümesi’yle çıkıyor karşımıza. Berna Durmaz’ı öncelikle sözcük seçiminde hayli titiz davranan ve az sözcükle yoğun bir edebiyat dili oluşturmayı başarabilen öykücüler arasında göstermek mümkün. Yazar, öykü yazmaya genç yaşlarda başlamış olsa da bu öyküleri bir kitapta toplamak için uzun bir süre beklemiş. Öykülerinde yer alan berrak ve yalın anlatımına baktığımızda Durmaz’ın, uzun süren bekleyişini bir gecikme olarak değil, ustalığa evrilen bir yolu büyük bir sabırla kat etme çabası olarak yorumlayabiliriz.

BİRBİRİNE YAKIN KONULAR

Edebi metinler içerisinde hacimsel bütünlüğü esas alarak bir sınıflandırma yapmak çok doğru olmasa da sözcük sayısının anlam yoğunluğuyla ters orantılı olduğu bilinen bir gerçek. Çok çağrışımlı imgeler veya verilmiş anlamın ötesini düşündüren sözcüklerle örülmüş türleri içten dışa doğru haiku, şiir, öykü, novella ve roman şeklinde sıralarsak Berna Durmaz’ın şiir ve öykü arasında durduğunu, bu iki türün olanaklarından bir hayli faydalandığını rahatlıkla belirtebiliriz.

Karayel Üşümesi, bu benzetmeyi haklı çıkaracak örneklerle dolu.

Özellikle “Sünger Gibi Delikli” adlı öyküsünün giriş bölümünde yer alan satırlar, yazarın şiirle iç içe geçen öykü dokusunu açıklıkla işaret ediyor: “Erimiş kurşundu dileği, içinden döktü kalıbına, söyledi. Olmadı, mırıldanmaya başladı usuldan. Giderek bir söyleşiydi tutturduğu ağaçla. Dertleşme, ki karnında kırtıklı, sivri uçlu taş gibi, yuvarlanmış oradan oraya yıllardır dert. Gelip kalbine dayanmış sonunda. Verdiği söz, ilmek olup geçmiş boynuna. Gün günden sıkışıyor düğüm. Devinmeye, kendi eliyle boynuna doladığı ipi gevşetmeye mecâli kalmamış Avaz’ın.”

Karayel Üşümesi, genel itibariyle yakın konular etrafında şekillense de kitabın aynı zamanda açılış öyküsü de olan “Çor”, olay ve karakter gelişimine daha yakın durduğu için öteki öykülerden sıyrılıyor. Öyküde, evli bir çiftin hayatına mecburen giren Zahide adlı kadın, yaşadığı sorunlara bu çifti de dahil ederek büyük bir felaketin doğmasına sebep oluyor. Özellikle takip eden olayların akışındaki düzen, karakterler arasındaki duygu devinimleri ve hikâye içerisindeki hareketlilikle öne çıkan “Çor”, küçük hayatların yaşadığı pişmanlıkları ve çöküşleri büyük bir gerçeklikle göstermesi bakımından önemli. İyi niyetli ve yardımsever olarak tanıdığımız bir insanın gittikçe değişen duygu dünyasını izlerken kendimizle de bir hesaplaşma içerisine giriyor ve uzakmış gibi görünen tüm olasılıklarla tanışma fırsatı yakalıyoruz.

MODERN ÖYKÜ BİÇİMİ

Berna Durmaz’ın öykü dilinde kurduğu yalın ve yoğun biçimsel tarzı, öykü bütünündeki tema seçiminde de karşımıza çıkıyor. Karayel Üşümesi, karakterlerin duygu dünyasını veya yaşantısını doğrudan işaret etmektense basit ve anlık bir durumdan yola çıkarak genel bir izlenim edinmeye davet ediyor okuru. Zaten öykülerde yer alan kişiler de duygu ve düşüncelerini monolog veya betimlemeler üzerinden iletiyor.

Benzer hayatların konu edindiği öykülerin çoğunda kararsız, pişman ve sessiz kalmayı tercih eden karakterler var. Berna Durmaz öykücülüğünün genel itibariyle arı bir dil yaratma çabası üzerine kurulu olduğunu göz önünde tutarsak öykülerde yer alan hayatların etraflıca çizilmediğini, ete kemiğe bürünmüş karakterlerin ortaya çıkmadığını ve dolayısıyla bu karakterlerin derinleş(e)mediğini fark ederiz. Tabii bu durumu öykünün kusuru gibi göstermek yerine, yazarın özellikle tercih ettiği bir yöntem olduğunu belirtmek daha isabetli olur. Bu anlamda belirli bir olay etrafında ilerleyen klâsik öykü tekniği yerine, durumlar ve kavramlar üzerinden ilerleyen modern öykü biçimine daha yakın duruyor Berna Durmaz öyküleri.

Sonuç olarak Karayel Üşümesi; çalışkan bir sözcük ve anlam ustasının kaleminden çıkan çok katmanlı öykülerle dolu. Sözcüklerin eğilip büküldüğü, ortaya yepyeni şekiller çıkardığı görselliğe tanıklık etmek için iyi bir şans Berna Durmaz’ın öyküleri.

 

Berna Durmaz/ Karayel Üşümesi/ Can Yayınları/ 96 s.

*Bu yazı, Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki’nin 28 Ocak 2016 tarihli 1354. sayısında yayımlandı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s