Bu Kitaptan Etkilenin!

bu-kitabi-calin-kapak

 

 

 

BU KİTAPTAN ETKİLENİN!

 Arka kapağındaki tanıtım yazısında “Kapağında Bu Kitabı Çalın yazan bir kitap gerçekten çalınırsa…” yazan Bu Kitabı Çalın adlı bu kitabı çaldım! Utku Lomlu’nun harika kapak tasarımındaki ‘çalma pozisyonu’na harfiyen uyarak hem de! Sağ elimin altına sıkıştırdığım kitapla birlikte, kendimden oldukça emin adımlar atarak çıktım o sevimsiz kitap-müzik marketten… Kitabın çağırdığı o kanala girmiş bulunuyordum artık; bundan sonrasının nasıl şekilleneceğini, daha başka hangi oyunlara dahil edileceğimi bilemeden üstelik. Oyun içinde bir oyunda olduğumu seziyordum, kitap içinde bir kitabı okuyordum çünkü. Rüya içinde rüya görmeye oldukça benzeyen bir duyguydu bu. Her şeyin birbiri içinde gizlendiği bir ortamda, hayatımın içinde acaba başka bir hayata rastlar mıyım, endişesini yaşayarak bitirdim kitabı.

Murat Gülsoy’u Açık Şehir programından anımsarım ilkin. Sonra ‘Binbir Gece Masalları’ndan. Hayalet Gemi’den… Katıldığı her programı internet üzerinden neredeyse eksiksiz izlediğimi söyleyebilirim. ‘Büyübozumu’ adlı şahane kitabından… Murat Gülsoy’u birçok yerden hatırlardım da böylesine hoş bir kitap yazmış olduğundan nedense habersizdim. Bu kitabı okumaya nasıl karar verdiğimin bir şeması yok elbette zihnimde. Kelime bazında düşününce de tek kelimeyle tahrik demek geliyor içimden. Kitabın ismine ve kapağına karşı hissettiğim amansız tahrik! Ben de bu kitabı çaldım, diyebilmekti ilk amacım. Veya bu kitabı bir de ben çaldım, diyerek kendimi o şanslı sürüye dahil edebilme hevesiydi belki.

Kitap, ilk öykü Bu Kitabı Çalın’dan itibaren merak ve hayretle okunacak oyunsu öykülerle beklentiyi epey yükseklerde tutuyor. Kitap genelinde göze çarpan en büyük özellik oldukça yalın bir dilin tercih edilmesi. Son derece basit veya sıradan diye tabir edebileceğimiz sözcüklerle kurulmuş esrarengiz bir labirentin ortasında kayboluyor okuyucu. Hemen hemen her öyküde ayrı bir dil bozumu veya kurgusal sürprizler yer almakta. En etkileyici ve merak uyandırıcı öykü, elbette kitaba ismini veren Bu Kitabı Çalın adlı akıcı ve çarpıcı öykü. ‘Bu Kitabı Çalın’ adlı bir kitap yayımlatan yazarı, bir gün editörü arayarak ona olayların büyüdüğünü ve büyük bir tehlikenin içinde olduklarını söyler. Çünkü bahsi geçen kitap gerçekten çalınmıştır ve olay medyaya kadar sızmıştır. Bir adet değil bir vitrin dolusu kitabı çalınan yazar bu durumdan oldukça memnundur esasında. İşler, tahmin ettiği gibi ilerlemiştir. Fakat olay iyice çetrefil bir hal alır ve bütün büyü bozulur. İş büyüyüp mahkemeye kadar intikal edecekken, yazarın eski bir dostu devreye girer ve bir hafiye inceliğiyle olayı çözmeye çalışır. Çocukluk arkadaşı, eski dostu Cem. Bir telefon gelir yazara ve kendisiyle röportaj yazmak isteyen bu genç adamı hemencecik tanır. İyi bir gazeteci olan Cem, eski arkadaşını bu bataklıktan kurtaracak tek kişidir!

Olaylar eğlenceli ve gizemli bir biçimde ilerlerken, yazarın, yani yazarın hikâyesini anlatan ‘gerçek’ yazarın hinbaz ve matrak dili sizi öykü boyunca diri tutuyor. Kitap çalma meselesi başından beri hevesli olduğum bir uzmanlık alanı esasında. Sevdiğim çoğu yazarın bir zamanlar, belki de hâlâ, kitap çaldığını işittiğim vakit bu konuya çok da uzak duramayacağımı hissetmiştim. Enis Batur da bir söyleşisinde çaldığı kitaplardan söz eder. Durumun olağanlığı karşısında yine de büyük bir heyecan duyduğumu belirtmeliyim. Murat Gülsoy da kitabın bir yerinde bu düşünceye değiniyor: “… Üstelik yaşamı boyunca hırsızlık yapmayı aklından bile geçirmeyecek kimi insanlar tanıyorum, kitap söz konusu olunca azılı birer soyguncu kesiliyorlar. “

Esasında çalmanın başka bir boyutunu ele alıyor yazar. Buradaki kasıt, elbette “esin”dir. Edebiyatın veya daha geniş bir perspektifte konuşursak, sanatın en temelindeki fikirdir esinlenmek. Murat Gülsoy bu düşünceyi her zaman dile getiren bir yazardır üstelik. Sanatın bir başka sanata kapı açması, onunla birleşerek yeni bir oda oluşturması için birbirleriyle yakın bir ilişki içinde olmak durumundadırlar. Murat Gülsoy gerek yazılarında, gerek konuşmalarında gerekse yazın ve sanat üzerine yaptığı konuşmalarda, sanatlararası disiplinlerin ortak bir paydada buluştuğunu ve birbirleriyle olan ilişkilerinin tamamen etkilenmeye dayalı olduğunu belirtir. Kendisi de onu etkileyen filmleri, kitap uyarlamalarını, beğendiği yazarları, kitapları fırsat buldukça paylaşır. ‘Bu Kitabı Çalın’ adlı kitabının adını da aslında Abbie Hoffman’ın Steal This Book adlı kitabından çalmıştır  Murat Gülsoy. Ve dolayısıyla bir fikrin esiniyle ortaya yepyeni bir eser çıkarmıştır.

Yazar, kitap boyunca yazı üzerine düşünüyor, tartışıyor ve konuşuyor aslında. Her öyküde bu fikrin kırıntıları var. Özellikle Yazarın Belleği adlı öyküsünde bu konuya genişçe yer veriyor. Yazarın Belleği’nde, yazılmakta olan bir öykünün içerisindeki karakterin hikâyesi anlatılıyor. Onun hikâye dışındaki düşünceleri, yaşam biçimi, yani kurgu harici hayatı resmediliyor. Karakterini konuşturan yazar fikri, elbette aşina olduğumuz bir konu. Charlie Kaufman’ın harika hikâyesiyle çekilmiş ‘Being John Malkovich’ adlı filmde bu olay etkili bir biçimde anlatılmıştır. Murat Gülsoy’un öyküsünde temel olarak aynı fikir yer alsa da, karakterin yazarla olan ilişkisinin tasvir edildiği bölümlerde yazarın yazma sürecine tanıklık edebildiğimiz için bu öykü bir anlamıyla farklılık gösteriyor. Yazının başındaki yazar, hangi durumlarda düşüncelere dalar, başladığı bir yazıyı ne kadar sürede bitirir; yazının hangi bölümlerini silip yeniden yazar, nereleri tırnak içine alır, gibi sorulara karakter aracılığıyla tanıklık etmek bu anlamda oldukça keyifli ve öğretici. “Nasıl ve hangi durumlarda yazıyorsunuz?” sorusu elbette yazarların en sık karşılaştığı soruların başında geliyor. Bu soruya klişe bir cevap vermek yerine, yazacağı bir öykü ve o öykünün içinde yaratacağı bir karakter vesilesiyle yanıtlamayı tercih ediyor yazar. Birbirinden keyifli öyküler arasında dolaşırken yazma tutkusu ve bilincinin sürekli olarak okuyucuya hissettirilmesi, sanırım kitabın en nihai hedefi. Yasadışı Öyküler adlı öyküsündeki bir paragraf, sanırım tüm bu hevesi ve macerayı özetleyen iyi bir alıntı:

“ Ne tuhaf, zaten bunun için yazıyorsunuz. Belki de mükemmel bir tek okur için yazıyorsunuz ve adresi bilmediğiniz için herkese göndermeye çalışıyorsunuz, ‘o’ bulur umuduyla… “

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s